Paylaşgâh

Devredişler

Posted by: Stoic Obsesif on: Ocak 4, 2009


“Çok yakınında ses bombası patlamış bir kimse gibi salınıyorum bugünlerde bir oaraya bir buraya… Düşüncelerimin kontrolünün ilk defa bu denli denetimsiz olduğunu gözlüyorum. Aşikar bir biçimde ele avuca sığmıyor düşündüklerim. Tıpkı yeni bir oyuncak araba sahibi olmuş çocuğun oyun oynamak eğlencesiyle günlük uyumak, yemek yemek gibi rutinlerini aksatmasına neden olması gibi zihnim elime tuhaf oyuncaklar tutuşturarak beni tuhaf mecralara doğru sürüklüyor.” Bunlar, çenesinin, parmaklarını ona dokunanları dile getirmesi için beyne şikayet edecek takatten yoksun bulmasayadı söyleyecekleri idi… Özünde düşlediklerinden ıraklaşırlığını hissediyordu. Kalbinin yarıklarından birinden sızan soğuk havanın tesiriyle tir tir üşüyordu yaşamlık tek gerçek alanı; kalbi dolayısıyla duyguları. Bir şeylere kızmak istiyordu ama o da mümkün olamıyordu. Nefret etmek istiyordu olanlardan, ağzından salyalar savurarak sövmek istiyordu birşeylere ama gerekçe bulamıyordu, hak göremiyordu kendisinde.

“Haberlere bakayım” dedi isteksizce. en bilindik haber kaynaklarını açtı, öylece göz gezdirdikten bir süre sonra içeriğin rahatsız ediciliğinin kendisini olduğunda fena ettiğini farketti. Yok yok en iyisi beyni yormayan daha saçma sapan olaylarla ilgilenmekti. Ama saçma sapan eğilimleri o kadar ipe sapa gelmezdi ki, kendinden tiksinmesiyle sonuçlanmıştı bu çaba da. Gayret etmeli diye içerledi, hareket etmeliydi; iyi değildi gidiş-akış. Temiz hava iyi gelebilirdi hatta gelmeliydi çünkü hep filmlerde sıkılan insanlar böyle yaparlardı, görünen de işe yararlığı onardı. Elinden olmasa bile cebinden asla eksik etmediği sigarasını çıkardı, her sigara içenin hemen her silindiri yakmazdan evvel içinde düştüğü, bırakmalı şu mereti memnuyiyetsizliği nedense daha bir anlamlı geldi o esnada ona, ilk fırtın ciğerledeki ağırlığı henüz hissedilmemişken elinden kayan çakmağı yerden almak üzere eğilmişken kaçırmıştı onu, huzuru.

Mırıltıyla karışık şarkı söyleyerek giderken, yolun ortasında yere eğilip kalmış adam dikkatini çekti, hızlıca yatişmesi gereken spor salonuna giden kızın. Bugün nedense olağan bir çok hadiseyi anormal olarak algılıyordu. Her gün gördüğü durak sanki daha renkli idi. Durakta bekleyenler daha az acele ediyorlardı sanki. Yaşlılara veriyordu gençler otobüse binerken önceliklerini, otobüsle giderken koltuklarını… Yolda eğilmiş yerde bir şeylere ulaşmaya çalışan adam hala yerde uğraş veriyordu; ne sakar, beceriksiz şeydi diye iç geçirirken içinde beliren beğenimsi duygu ekşitti cildini, soğuk bir rüzgarın ürepertici okşarlığı nispetinde.

Uzaklaşan otobüsün ses etkisinden olduğunu sandğı bir sanıya büründü; geçip gidiyordu hayatı. Tıpkı haberleri okumak üzere kurcalağı kaynaklarından birisinde rast geldiği bir yazarın, özgüveni yüksek yazar annesinin kanser olmasını müteakiben gelişen olayları anılaması olan kitabının betimlemesinde okuduğu kokuyu duyumsadı. Yeterdi bu kadar, gelenlere odaklı bir halet-i ruhiye için çocuklarla dolu parka doğru yöneldi hırçın adımlarla… Umduğu gibi olmadı. Parkta hiç çocuk yoktu. Sanki dünya ittifak etmiş çileden çıkarmaya çalışıyordu onu. Neden sonra insanlar, çocuklar için bile; daha yoğun günlerde olduğunu, günlerden salı olduğunu, hafta içerisi denilen kovalamaca günlerinden birisinde olduğunu hatırladı. göğüs kafesi içine doğru çöktü hafifçe… Rahatlamıştı, belki kendisini özel hissettirmişti bu durum. Sonuna yaklaştığı sigarası sönmeden bir yensini yakmak üzere cebine uzandığında eline değen kırık çakmağı tam da planladığı gibi sigara içmenin ciğerlerindeki tesirine benzer bir şekilde eline batmış, sigara içmeyecekliğini ona hatırlatmıştı. Ama … Bi kez… Son defa…

Sigarasını kan can düşmanının boynunu boğumlarcasına sıkarak elinde yürürken eve doğru; üstelik beklediğinin aksine sıkıntısı artmış bir şekilde, parlama ile dünyanın hareketsizliği inanılmaz bir görsel şölen sunuyordu ona. Hayatında bir şeyler değişiyordu, hayat değişiyordu, hayat ışık hızını geçmişti, enerjiye dönüyordu. Etrafında bulunan tüm cisimler hızlanmıştı, gözleri yakalayamıyordu hareketleri fotoğraf kareleri geçiyordu burnunun dibinden, boğucu bir uğultu sarmalamıştı ayrıca çepeçevre…

Yorgunluğundan sinirleri alt üst olmuştu. Yola çıkarken rastladığı tüm güzellikler yerlerini tam aksine bırakmışlardı. Yaşlılar ayakta duruyorladı, insanlar kaba saba tavırlarla çileden çıkarıyorlardı birbirlerini. Soluk duraklardan binen soluk benizli asık suratlı insanlarla çevrilmişti etrafı; içinde sızlamaya yol açan o gürültüyü duyduğunda. Bütün hafakanları dağılmıştı, anlamsız bir şekilde kendini içinde bulduğu çöküşe bir türlü anlam veremiyorken duran otobüsün önünde yatan elinde sıkıca tuttuğu sigarayla ancak kabanından tanıyabildiği bindiği durakta gördüğü sakar, beceriksiz varoluşunun enerjiye evrilişinin en son huzmesini gözlerine armağan ediyordu…