Paylaşgâh

Çıkarım, Çıkarsın…

Posted by: Stoic Obsesif on: Haziran 14, 2009

Şans

Talih… Ne çok severiz şanslı olmayı… Bahtı, olasılıktan ibaret sayarken değil elbette. Çok derinlerimize işlemiş “yegânelik” beklentimiz gereğince. Bu biriciklik öylesine anlamlı hissettirir ki bizlere kendimizi, beğenmesek de mantıksız bulsak da kalbimizin okşandığını hissederiz talih kuşunun tüyleriyle. Hemen kanıksar bu örtüyü, sarılırız bir güzel ona, ana kucağıymışçasına… Sâhi, annemizin kucağı da benzeri bir özellik taşıyor değil midir zaten? Bilinmedik bir coğrafyanın kanıksanılmaya mecbur kalınan ovası değil midir orası? Pekiştirilen bu sanrı sonrasında “ana kucağı benzerliği” ‘ni güvenilirlik ölçeğine dönüştürmez miyiz? Onunla kıyaslamaz ( cetvelle ölçmek gibi. Doğrusal değil! ) mıyız sevgilinin saçlarımızı okşayışını, gözlerimize şefkatle baktığında gözünün bebeğinde beliren ışıltıyı… En baştaki bu konumlanışın kendisinin, bizim dışımızdalığını nasıl kabullenir, nasıl anlar, nasıl unutur, nasıl “severiz”? Peki bunları hepimiz mi yaparız?

Poker… Beceriyle rastgeleliğin en yoğun seviştiği anların kapsamı gibidir. Oyun kendi süreci gereği bunu içerirken yaşamsal uyarlamalarıyla çok ilginç veriler sağlar insana ayrıca…. Bu türden gözlemleri şöyle sıralayabilirim:
Muhataba, konu hakkında pek fazla bilgi sahibi olmadığımızı düşündürüp onun kendi bilirliğine ilişkin açıklarını keşfetmesini sağlamak mesela. ( Dostane davranış :)
Acizane bir görünmenin ardından, ilgilinin bu acziyete karşı takındığı tavrın, o kimsenin kaderinde etkin bir şekilde kullanılması. ( Canice :p )
Alakalının güzelliklerine dair emin olmayı sağlayıcı, kasıtlı yanlışlarla: esneklik denetimiyle, samimiyet derecesi belirleme işi. ( Masumane =) )
Bütün bunları yapan iyi oyuncular yanı sıra, varını yoğunu olasılık ya da inandığı şeye dayanarak körlemesine öne sürenler de mevcuttur. Yani, aslında şanslılık hadisesinde “uğursuz” bir yan var gibidir.

Komik… Bir masanın etrafında toplanmış on insanla birlikte hızlıca bakıldığında bu sürece, durumun tek betimleyici ifadesidir: komiklik. Hırsın, tutkunun, basiretsizliğin ya da öngörünün en yalın olarak sergilendiği, gözlenebileceği yer olarak bir oyun masası pek ilmi durmamakla beraber, derinlemesine felsefidir. En güzel yanı oyunların elbette birer oyun olmalarıdır. Aslan yavruları gibi, tıpkı belgesellerde izlediğimiz şekilde; kimi yavrucuklar bu masadaki kimi hinlikleri çözmekte, büyüdüklerinde sürünün başına geçmek, en güzel dişi aslanı etkilemek gibi işlerde bu öğrenilerini büyük bir keyifle kullanmaktadırlar. Bu sınıf fazlasıyla “yırtıcı” olan tayfadır; sıkıcıdırlar. Bazı yavrucaklar ise olan bitene ilişkin “sağlam, katı” bir inanış geliştirip kuyruklarını kovalayıp durmaktadırlar, neşelidirler; kısa bi süreliğine elbette. Bütün bunların farkında olan ve karnını doyurup geniş bir arazi üzerindeki tek ağacın gölgesinde gün batımını izleyen kedicik de vardır küme içerisinde, masadaki “bütün” hinlikleri keşfetmiş; keyifcidir.

Sonuç… Anne kucağından kovuluşumuzun ardından daima aradığımız yerleşkeliktir. Bizi besleyen, güvenle saran, ısıtan, soğutan; ferahlatan… Başlangıçlardır onlar, sonuç diye isimlendirmemizin yanıltıcığına kapılmadan bakıldığında.

Son…